sohbetler
NİYET
–“Yaptığınız her işte niyetiniz Allah rızası için olsun. Niyet çok önemlidir. Ne iş yaparsanız yapın önce niyetinizi kontrol edin”
–”Siz niyetinizi güzel yapın.Her işiniz güzel olur…Kulun güzel niyetini bilsin yeter…”
–“ Niyet sağlam olursa, hem dünyayı kazandırır, hem ahiret’i kazandırır.”
– “Hedef niyettir niyet olmayınca hedef olmaz.”
–“Peygamber (A.S.) bir hadisi şeriflerinde “Dünya ve içindekiler melundur, Allah lanet etmiştir. Allah rızası için yapılan işler bunun dışındadır.” Bunun için, niyet çok mühimdir. Niyet sağlam olursa, hem dünyayı kazandırır, hem ahiret’i kazandırır.
Gavs (K.S.A.) bu hadise binaen sabah kalktığında elbiseyi giyerken, abdest alırken işe gitmeden önce; “Ya Rabbi sizin için çalışıyoruz, siz Rezzak-ı mutlaksınız, çalışmasak da rızkımızı verirsin. Sen çalışmayı vacip kılmışsın. Ailem için çoluk çocuğum içi çalışmayı vacip kılmışsın, bu vacip görevimi yerine getirmek için çalışıyorum.” böyle niyet etse akşama kadar camide ibadet etmiş, vaktini secdede geçirmiş gibi sevap alır.”
–“ne iş yaparsanız,yapın niyetinizde ALLAH (c.c)rızası olsun kalbinize ALLAH rızasını yerleştirin,yaptığınız her işte bu olsun halim olun,yumuşak olun,tavazu sahibi olun sizleri tenkit edenlerin ellerinden öpün,onları almaya çalışın size gelenlerin anlatıklarını karşı tarafı dinlemeden hüküm vermeyın hakkaniyet,sahibi olun,dinleyin kızmayın üstünlük taslanmayın,her iki tarafı dinleyin öyle karar verin”
: “Kalbin … tek bir hedefe kilitlemek ve her işte Yüce Allah’ın rızasını niyet etmektir.”
–“ Nice insanlar vardır ki, devamlı evliyanın yanında bulunur; fakat niyeti Allah rızası değildir. O kimse evliyadan çok uzaktır. Bazı insanlar ise bedeniyle evliyadan çok uzakta bulunur, fakat kalbi Allah rızasına aşıktır, ihlâs üzere yaşar. Veliler o kimseyi tanır ve severler. Halbuki o kimse evliyayı hiç görmemiştir.”
ZİKİR…
-Kalbin gıdası zikirdir. Günahlar ise, şeytanın gıdasıdır. Kalbini diriltmek ve beslemek isteyen kimse Yüce Allah’ın zikrini çok yapmalıdır. Günah işleyenler, kalplerini zayıflatıp şeytanı kuvvetlendirmiş olurlar. Şeytanı kuvvetli olanın dini zayıf olur. Onun için haramlardan uzak durmalıdır
-Zikre devam ediniz, virde önem veriniz. Çünkü kalbin tek ilacı zikirdir. Kur?an okumak, salâvat çekmek, hizmet etmek sevaptır; fakat bunlar kalbe ilaç olmaz, nefsin çirkin sıfatlarını değiştirmez. Nefsi ancak zikir terbiye eder.?
-Zikir kalbin gıdasıdır; gıdasını almayan kalp zayıflar, sonra ölür.
Kalp ancak zikir ile beslenir, kuvvetlenir, tatlanır, manen hayat bulur. Haramlar ve işlenen günahlar ise, şeytanın gıdasıdır. İşlenen günahlar, insanın kalbini zayıflatır; onun düşmanı olan nefsi ve şeytanı kuvvetlendirir. Bu nedenle, insanın içinde kalp, nefis ve şeytan devamlı mücadele hâlindedir. Rabbü?l-Alemin:
/(Dikkat edin, uyanık olun; kalpler ancak Allah?ın zikriyle huzur bulur,)* buyurmuştur.? Ra’d 28
-Yüce Allah’i zikre devam ediniz.Zikir çekerken uyanik olunuz.Allah zikrini kalbinizin içine yerlestiriniz. Zikir kalbe yerlesince siz istemesenizde kalp Yüce Allah’i zikreder.Midenizi düsünün;o,siz istemesiniz de kendi isini görür.Siz uyurken bile işine devam eder.Içine zikir yerleşen kalp de böyledir.”
—Bir insan yemek yemese aç kalır, halsiz düşer, kalbin gıdasıda zikirdir ve çekilmeyince o kalb ölür . Bu yüzden virdinizi aksatmayınız ve bırakmayın ,bir yaralı, yarasına ara sıra merhem sürerse,arada bir ilaç alırsa faydası olmayacağı gibi arada bir çekilenVirdde fayda sağlamaz., hem vird çekince o yarayı (kalbi) tedavi etmektir.ama günah işleyince o yarayı kanatmak olurki,hiç faydası olmaz. Bu yüzden virdinizi çekin ve günahlardan korunun4-5 aydan fazla vird çekmeyenlerin virdini 5 bine düşüreceğiz 5 bin çekecek.
–Vird çok önemlidir virdin yerini hçbir şey tutmuyor siz kuran okuyorsunuz yasın okuyorsunuz başka sureler okuyorsunuz ama kalbinize hiçbir fayda sağlamıyor.Kalbiniz ancak vird çekerek temizlenir.Vird çekmezseniz kalbinizdeki pislikler lekele çoğalıyor hiçbir şeyden feyiz ve tat alamıyorsunuz virdinizi çekiniz.Doktora gidiyorsunuz size ilaç veriyor o ilacı almazsanız hastalığınız geçmiyor manevi hastalıkların ilacı virdtir,zikirdir.
Zikirsiz sofi olmuyor zikir çekmeyen sofiden hiçbir şey olmuyor ne yapın ne edin virdinizi çekin .Gafletle vird çekmeyin önce gafletten uyanın gafletle çekilen virdten feyiz alınmaz . neden feyiz gelmiyor gaflette olduğunuzdan ondan gelmiyor
–”Vird çok önemlidir.Bu yolun olmazsa olmaz reçetesidir,ilacıdır. Siz hasta olunca doktora gidiyorsunuz doktor muayene edip hastalığınıza göre size bir reçete yazıyor siz iyileşmek için reçetede yazan ılaçları alıp aksatmadan kullanmak zorundasınız.Kullanmazsanız hastalık iyi olmaz daha da kötüleşirsiniz. İlaçları devamlı,muntazam kullanmanız lazımdır.Yoksa arada bir kullanmakla olmaz..olmaz..
Kışın evde soba yakıyorsunuz. Soba yana yana ne olur? boruları kurumla dolar bir zaman sonra sobayı nekadar yakarsanız yakın baca çekmez,sizi ısıtmaz. Çünkü borular kurum dolu.Ne yapmamız lazım. Boruları tıkanmadan temizlememiz lazım.Kalpde öyledir. Devamlı temiz olması lazım.Devamlı temizlememiz lazım.Kalbin temizliği de zikirdir.Zikiri devamlı yapmamız lazımki kalbimiz hastalanmasın,daim silinen boru gibi temiz olsun.
Vird de aksatma olmaz. Arada bir çekmek olmaz , ara vermek olmaz,tesbihatı tamamlamadan bırakmak olmaz…olmaz….olmaz…
Kalbi temizlemek lazım. Kalbi temiz tutmak lazım.. Kalbin temizliği zikirle olur..Başka türlü olmaz..olmaz.. ”.
-Zikr cekmeyen sofi avamdir. Naksi listesine sadece zikir* ceken sofiler yazilir.
*Nefis nefy isbat ile müslüman olur.
*Sofiler bize dünya sikayeti ediyorlar.Ama bir sofi gelip zikr ile soru sormuyor.
*Dünya dertleri hep gafletten geliyor. Zikri sürekli cekin,günahlara meyl etmeyin. Yoksa zikr uzar gider.”
-Gavs hz.lerine bir sofi gelip “Zikrimi cekemiyorum “deyince mübarek celalleniyor. Mübarek* yok hastayim,yok yapamiyorum gibi dertlerin zikre mani olmadigini buyurmus ve her türlüsünün gafletten meydana geldigini buyurmus. Illaki zikri cekmek gerektigini buyurmustur.
Gavs sani yine (zikr cekmeyen rabita yapmayan kisiyi tanimadiklarini) buyurmustur
Gavs – ı Sânî -
-Hazretleri, Divan’daki görevlilere ve korumalara buyurmuşlar;
“Virdinizi çekmezseniz, 100 sene de hizmet etseniz; işe yaramaz.”
- Hatme,rabıta ve vird bizim yolumuzun esaslarıdır. bunlardan birini yapan
kapımızın önündedir.İkisini yapanın eli elimizdedir.Üçünü yapanın eli cebimizdedir ne isterse alsın.”
Bir gün bir sofi Gavsı sani Hz. lerine (k.s) dediki;
Kurban biz ilerleyemiyoruz, ne kadar zikir yapıyoruz vücudumuz uyanmıyor, gafletteyiz nasıl yapacağız ?
Seyyid GAVS-I SANİ(k.s), bastonu koydu elini üzerine koydu, dediki –sofi
1- Bir insan nazar ı haram yaparsa, ne kadar zikir yaparsa ona fayda vermez
2- Bir insan, yirmi dört saat dünyayla meşgul olursa, alışveriş, insanlarla oturup kalkarsa, o insanın kalbi ne kadar zikir yaparsa fayda vermez.
3- Bir insanın ailevi huzuru yoksa bu insanda ne kadar zikir yaparsa kalbine fayda vermez.
4- Bir insan günah işlerse bu insan ne kadar zikir yaparsa yapsın fayda yoktur. İnsan bu dört şeyi yaparsa, ne kadar zikir yaparsa yapsın fayda vermez. Terk ederse fayda verir.
Gavs-i Sani (k.s) virdi şöyle anlatmış:
Düşünün sobayı nasıl ki soba yanar sonra sobayı temızlemesseniz ne olur
bilirmisiniz der sobayı yakmaya kalkarsanız soba tıkanır dumanı gerı teper
o zaman buğulursunuz zehirlenir ölürsünüz Gavs (k.s) devam edıyor virdi
cekmesenız kalbe Allah cc nuru gelmez Allahın nurunun gelmedigi kalp ne
olur olur Allah cc anmayan kalp olur ve Allah’ın nuru Kalbine girmez o zaman
kalbe seytanın vesvesesı girer Allahı unutmaya kadar gider, virdınızı çekin
gafletsız dıyor sonra gavs-ı Sani hz. gıdın hesap verın gorevlılere der.
Gavs-ı Sani Hz.lerinin vird üzerine yaptığı sohbetin bir kısmını
-”Siz hastasınız ve bir doktora gittiniz.Doktor sizin hastalığınıza iyi gelecek bir ilaç tavsiye etti.
Bu ilacı alırsanız iyileşeceksiniz.Ancak ilacı almıyorsunuz ve hastalık da geçmiyor.
Vird kalbin ilacıdır, eğer gafletsiz çekilirse lezzet alınır ve derdinize derman olur. Vird gaflet ile
çekilirse bitmek bilmez.İnsan bir an önce kalkmak ister, sıkıntı basar.
Allah dan başka bir şeyi vird esnasında düşünmek gafletdir.Gaflet ise şeytandandır.
Bu yolu bitirmek lazımdır”
Şöyle bir soru soruldu;
-”Efendim, biz virdi gafletsiz çekmek istiyoruz ama olmuyor”. Cevaben buyurdular ki;
-”Çok çalışmak lazımdır, virde başlandığında bir kerede çekmek gerekir. Vird esnasında sadece Allah’ı düşünmek gerekir” unun için haramlardan uzak durmalıdır
Gavs’ımızın Sohbeti
*
*Şah-ı Nakşibend Hz. (ksa) bir gün vird çekiyordu. Bir ses işitti. Ses dedi; ey kulum ben senden razıyım. Geçmiş günahlarını ve gelecek günahlarını affettim. Yeter artık vird çekme dedi. Şah-ı Nakşibend (ksa) Hz.leri dikkat etti, ses tek noktadan geliyordu. Baktı sağından, solundan, arkadan, önden, alttan ve üstten gelmiyor. Sadece tek bir noktadan geliyordu. Şah-ı Nakşibend (ksa) Hz.leri Şeriat ilmine vurdu, dedi ey iblis sen şeytansın, şeytan; nerden anladın, şeytan olduğumu, Şah-ı Nakşibend (ksa) Hz.leri dedi;
(Benim Rabbimin sesi her yönden ve aynı anda gelir.) seninki tek bir noktadan geliyor. Sağ elini yukarı kaldırıp, elindeki vird tesbihini bir vurdu, şeytanın arşını kırdı, tuz budak etti, ilmi sayesinde. İlim nurdur, ışıktır. Onun için herkes ilim yapacak, okuyacak, öğrenecek. Bir taksinin her şeyi olsa farı olmazsa yol gidemez. İşte insanda da ilim olmazsa her yer karanlıktır. Kısa zamanda tepe takla gider. İşte Şah-ı – Nakşi – bend – (ksa) Hz.leri denilmesindeki sebep budur. İlmiyle şeytanın levhini kırmasından sonra, Allahu-Teala Azimüşan Şah-ı Nakşibend (ksa) Hz.lerinin kalp kulağına, Ey kulum ilmin ile öyle bir sed çektinki, iblis bu seti kıyamete kadar aşamaz. Gavs?ımız açıkladı; ?Şahı, en ulu yüksek, Nakşi gizli, Bend set, yani maneviyattan yapılmış gizli aşılmayan yüce, ulu sed anlamına gelir. Bu sed Allah (cc ) Seddidir.
—”Kalb bir şehirse zikir sultandır.”
–”Zikir alıpda çekmeyenler zarar görüyorlar”
–”Zikir çekmeyen Rabıta yapmayanı tanımıyoruz”
–”Vird çekenler bizim öz evladımız gibidirler.”
–” Samimiyet zikirle olur.”
HİZMET
–“Hizmet edene hizmet edilir çünkü hizmet nimettir”
–Biz malımızı, canımızı, devletimizi (malımızı mülkümüzü), elbisemizi sofilerin ayaklarının altına atmışız. Bu tarikatı aliyenin gayesi hizmettir
–. Biz bu hizmetlerde ortağız. Bu ortaklıkta ticaret ölünce bitmez. Yüz sene, beşyüz sene de değil, kıyamete kadardır
–“Kimki vakıflta hizmet eder ise bilsinki o direkten olarak Resuli
Ekreme(SAV) hizmet ediyor”.
–“Bu vakıf için gayret edin. Bu hizmet önünüze gelen bu iş size
Bir devlettir.”
–“Vakıflarda Hizmet edenlere, merked hariç köyde çalıştığınızın
Aynısı verilir. Bu vakfın bir ucundan tutana, hizmet edene
Amellerimizin yarısını vereceğiz. Siz hizmet edin size himmet
bize vacip olur.”
– “Hizmet etmek sevaptır.”
–Vird çeken,hatme yapanın ameline biz ortağız.
Hizmet yapanda bizim amelimize ortaktır.
–Bu hizmetlerde sadatlara ortak oluyorsunuz. Hem de bir dükkana ortak olmak gibi değil, fabrikaya ortak olmak gibidir. Siz bir insana sohbet ederseniz, o insan namaza başlarsa, tövbe alırsa, onun yaptığı bütün ibadetler sizin hanenize de yazılır. Kıldığı namaz, çektiği virtler hepsi size ve Peygamber (s.a.v) efendimize ve bütün sadatlara yazılır
– “Baskalarina hizmet etmek isteyenler, kendilerini islah etsin yeter.
Çünkü nefsini islah eden kimse baskalarina fayda verebilir ve güzel
seyleri temsil edebilir.Sadat-i Kiram,nefislerini islah edip güzel ahlaki
elde ettikleri için Allah yolunda insanlara büyük fayda vermislerdir.
En büyük hizmet,güzel ahlakli ve edepli bir insan olmaktir.?”
–“Kendinize Hızmete Bulun
Bir hac ziyareti sırasında Gavs (k.e.) Hz. leri
oturmuşlar ve rahlelerinin üzerinde Kuran okuyorlar.
O esnada Kuran okumak için gelen hacı adaylarına da
bir yandan kendi taraflarında olan rahlelerden bir bir
veriyorlar ve aynı zamanda da Kuran okumaya devam
ediyorlar.
Bu hali gören hızmetlilerden biri Mübarek sıkıntı çekmesin
niyeti ile;
-Gurban siz zahmet etmeyin rahleleri biz dağıtırız. diyor.
Mübarek tebessüm ederek bakıyor…;
-Neden benim hızmetime mani oluyorsunuz? Biz ümmet-i
Muhammed’e Allah için hızmet ediyoruz hadi siz de gidin
kendinize bir hızmet bulun. Hızmetimize mani olmayın. Diyor”.
1.bölümün sonu
Beyaz Giyiyor
Hızmetli bir sofi aradı menzilden…
Diyor ki;
“Vallahi hala beyazlar giyiyor…
Buna ne kadar dayanacağımı bilemiyorum…
O mübareği beyazlar içinde…
Kelebekler gibi görmeye artık tahammülüm kalmadı…
O’nu kem gözlerden de sakınır oldum…
Sanki bir şey olacakmışcasına…
Eee dedim gurbanım böyle de olmaz ki…
Bize de yazık…
Gel etme eyleme…
Çıkarıver şu beyazları…
Vallah sebebim olursun…
Artık ne dayanacak gücüm…
Ne de bakacak gözüm kaldı…
Bir insana ki beyaz bu kadar mı çok yakışır…
Gurbanın olayım…
Deyiver ki nasıl dayanayım…
Sarığın beyaz…
Sakalın ki çoğu beyaz…
Cübben beyaz…
Etrafa saçtığın nur haleleri ki…
Beyazdan da beyaz…
Bittim ben gurban bittim…”
—
sıbyan’dan
Zikir Mürşidden İzinli Olmalı
Kurbanlar inşallah sizlere Menzilde Bir Sofinin zikirle ilgili başından geçen
bir hadiseyi kendi ağzından dinleyelim.
yaklaşık on sene önce bir gün görevlilerden birisi kurban ne kadar vird çekiyorsun diye sordu? 33.000 dedim. ohoo sen hala ordamısın. haftada bir gel senin virdini artırayım dedi. artıra artıra 65.000′e çıkardı. Bende bir haller olmaya başladı. Kendimi Mehdi zannetmeye başladım. Daha sonra çocuklarımı, kardeşlerimle birlikte çuvallarla un, şeker, fasulye, nohut alıp, bir mağaraya gittim. bekliyorum, bekliyorum. ortada bişey yok.
dedim bari gidip, mürşidime durumumu anlatayım. Gavsımıza durumumu anlattım. direk olarak bana şunu sordu. sofi ne kadar vird çekiyorsun? 65.000 dedim. Gavsımız sordu. senin virdini kim artırdı? kurban bir görevli artırdı, dedim. Dedi Sofi bundan sonra 33.000 çekeceksin. Ondan sonra her şey normale döndü.
Letaif virdini Mürşid yada artırma yetkisi verdiği kişiler hariç, kimsenin artırmaması gerektiğinin hikmetide ortaya çıkmış oluyor. O yüzden büyüklerimiz buyurmuş ki; mürşidin izni olmadan çekilen vird, fayda yerine zarar verir.
—
aynilesme’den
İftira Olur
Gavs-ı Sani hz. lerine sordular;
-Gurban bazen sofiler muhabbet olsun diye Sadatlardan zuhretmemiş
hal ve sözler naklediyorlar. Kötü bir niyetleri yok ancak Sadatlardan
zuhretmemiş veya değişik şekilde zuhretmiş sözler ve haller anlatılı-
yor. Bunun mahzuru varmıdır.?
Gavs-ı Sani hz. leri buyurdular;
-Sadatlardan zuhretmemiş hal ve sözleri sanki zuhretmiş gibi anlatmak
Sadatlara iftira olur.
—
sıbyan’dan
Hepsi Gaye Budur
Size bir kaç şey söyleyeceğim…
Bu Nakşibendi tarikatının gayesi Allah-u Teala’nın rızasıdır…Bu tarik-i alanın gayesi , emri bil maruf nehyi anil münkerdir….
Allah-u Teala’nın emrini yerine getirmek ,Allah-u Tealanın yasak ettiği hareketlerden uzak kalmaktır….Hepsi gaye budur….
Bu da insanın gaye kalbini nakşetmektir…Bu da ibadettir…Allahu Teala Kur’an- ı Kerimde böyle buyurmuş : “Ya ademoğulları,
şeytana tabi olmayın. O sizin düşmanınız , zahiren düşmanınızdır.Bize ibadet edin…”Bu ibadet etmek Tarikat-ı Müstakimdir….
Hepsi gaye odur…Gaye Allahu Tealanın emrini yerine getirmek , Allahu Tealanın yasak ettiğinden uzak kalmaktır…Hepsi gaye odur.
Bunu insan yaparsa Ameli Salih olur…Ameli Salih ise Allahu Tealanın rızasıdır…İşte bu Tarikat-ı Ala üzeinde duruyoruz….Bu tarikat-ı ala
nın gayesi Allahu Telanın rızasını almaktır…Ve Allahu Tealanın emrini yerine getirmektir…Bunun için de insan , üzerinde çalışması lazım…
Niyet koymak lazım….Sonra bütün ameller de niyetle olur.Niyet olmazsa o amel olmaz.İnsan abdest alırken niyet olması şarttır.İbadet
yaparken niyet olması şarttır…Bütün ameller de kalben olmalıdır.Gavsımız kaddesallahu esrarahum aliyye bu niyet üzeinden sohbet yapmıştı:
İnsan sabahleyin kalkarken , elbiseyi giyerken , bir iki dakika kalbinden niyet olması şarttır.Yarabbi , ben sizin için gidip çalışacağım , sonra insan mesleği neyse gidip çalışmak lazımdır,dünya işi de şarttır.Allahu Teala şart koymuş ama hayır yollarına gitsin şer değil.Sonra şer olursa insan mahvolur,
zarar görür ,felaket olur ve işte niyette lazım , hayr olmak için…Yarabbi ben sizin için gidip çalışacağım . Gayemiz bizim rızasını almaktır. Gaye bu çalışmak kendi rızkım için değildir..Razıkı mutlak sensin. Çalışsam çalışmasam bana vaadetmişsin ben rızkını vereceğim diye söylemişsin. Aile efradımızı üzerimize vacib etmişsiniz Yarabbi bu ailemin ihtiyacını görmek için gidip çalışıyorum Yarabbi , bir de sevaplarımı arttırmak için gelen sevaplar için bu sevaplar için çalışıyorum Yarabbi. Böyle bir niyet ederse kalbinden sanki o insan camiye gidip ta akşam oluncaya kadar Allahu Tealaya ibadet yapmış olur. Doğru bu da ibadettir dünya değil , sonra dünya olursa Allahu Teala lanet getirir ona.Hadisi şeriftir Peygamber aleyissalatu vesselam buyurmuş :”Eddünya vema fiha melune illa zekerallahu” dünya ve bütün dünyanın içerisindekiler melundur . Allahu Teala lanet getirmiş. İnsan niyet ederse Allah rızası için bu hariçtir.İşte bu niyet onun içindir. Dünyanın melanetinin altın girme sakın. Daima kalbinden niyetini sağlam sürmek daima kontrol etmek daima Allah rızası için yapmak , ki ibadet olsun. Ki o çalışmasını menfaat almak için lazımdır. Onun için niyetini kontrol etmek için niyet şarttır.Allahu Teala şartı koşmuş. Bunun için bizde daima kontrol altına alalım kalbimizi. Şeytana bırakmayalım nefse bırakmayalım. Sonra onlar düşmandır. Düşman düşmana acımaz. Düşmandan düşmana hayır gelmez. Daima kötülük ister. Sonra Allahu Teala Kur’an-ı Kerimde : “inne nefse leemmaretün bissui” diyor. Nefsi emmare insadan daima kötülük ister. Hayr istemez. Sonra düşmandır o da…E.. Allahu Teala insan bir dönerse Allahu Tealaya , Allahu Teala onun kademesine gelir . Bir insan Allahu Tealaya bir kademe gelirse … Allahu Teala ona on kademe gelir…Sonra dünya çok pistir. İnsana çok zarar verir…Hatta Hazreti Aleyhissalatu Vesselam “…dünyanın mihnetini günahların anasıdır.” Bütün günahlar ondan kaynaklanıyor dünyadan kendini muhafaza etmek şarttır. Dikkatli olacaksınız. Niyetini Allah rızası için gidip çalışmak lazım. Sonra çalışmakla çok büyük menfaat olur. Özellikle bu zamanda. Özellikle bu asırda gündüz gece çalışmak lazımdır. Çünkü biz gaye Peygamber Aleyhissalatu Vesselamın keyfini yerine getirmek içindir. Sonra Peygamber Aleyhissalatu Vesselam kendi ümmetini çok severdi. Başka peygamberler gibi değildi. Sonra kıyamet günü bütün peygamberler ,sonra kıyamet günü Allahu Teala insan eziyet görmezse cennete giderse o cennet hoşuna gelmez. Eziyet görünce yorulunca insan rahat oturunca o rahatlık insanın hoşuna gider. Kıyamet günü Allahu Teala cehennemin gemlerini bırakıp bütün insanların üzerine geliyor. Gelince peygamberler arşı alaya arşın kendine ( sarılıp ) Yarabbi beni kurtarın ,Yarabbi beni kurtarın , diye bağırıyorlar. Sadece bizim Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam Muhammed Aleyhissalatu Vesselam kalkıp Yarabbi benim ümmetimi kurtar diyor. Kendi nefsini istemiyor kendi ümmetini istiyor. Biz de onun için çalışmalıyız. Sonra çok sever. Başka ümmetler gibi değil. Bunun için onun keyfini getirelim. Sonra Peygamber Aleyhissalatu Vesselam Allahu Tealaya dua etti : Yarabbi benim ümmetimin ömrünü en kısa vermişsiniz Yarabbi. Sonra kıyamet yaklaşıyor. Ne kadar kötülük varsa kıyametin yaklaşmasından oluyor. Hem dünya çok kötü olmuş hem de zamanı çok kısadır , kısa zamanda vefat ediyorlar gidiyorlar sevabı da azdır. Kıyamet günü Peygamberlerin bazısından benim ümmetimin sevabı azdır diye utanıyorum Yarabbi. İsterizki ümmetimiz de biraz fazla olsun diye Yarabbi istiyorum. Hem onların zamanı kısa hem de en kötü zamanda yaşıyorlar hem de sevabı az oluyor ben utanıyorum diye dua etmiş. Onun için Allahu Teala Peygamber Aleyhissalatu Vesselam için ya da öteki Peygamberlerde bir günaöh bir günah idi.Bir hayır bir hayır idi. Bir hayır yaparsa bir hayır yazıyordu Allahu Teala buna da bir günah bir günah idi ama Peygamber Aleyhissalatu Vesselam hayrını fazlalaştırmak için Allahu Teala ona mükafat vermiş. Bir sevap on sevap yazdırır en az. Bazı sevaplar vardır bin sevap yazdırır binbeşyüz sevap yazdırır bir trilyon sevaplar da vardır.Bu sevaplar çoktur.O da Allahu Teala büyük nimet Peygamber Aleyhissalatu Vesselama vermiş. Onun için mesela insan Mekke’de bir sevap yaparsa bir Lafzai Celal söyler sanki yüzbin sevap Allahu Teala ona yazdırıyor yani bire yüzbindir…Mekke’de Medine ‘de bir bindir o kadar sevap oluyor. Bir kelime Lafzai Celal söylerse mekke de sanki yüzbin kelime söylemiştir. Allahu Teala yazdırıyor.Normal bizim herkes kendi memleketinde bir söylerse on yazdırıyor. Bir de Allahu Teala mesela kalp Allahu Tealaya mahsustur. Allahu Teala insanın kalbine bakar. Bu kalbe düşünce haram düşünceler olursa kötü düşünceler kalbine girerse Allahu Teala yazdırmaz. Sevap olursa yazdırır hayır olursa yazdırır ama günah olursa yazdırmaz. Sonra kalp Allahu Tealanın azametinin eliyle yazdırıyor kendi eliyle yazdırıyor. Bunun için Allahu Teala haram niyeti de yazdırmaz. Hayır sevabı yazdırır.Mesela insan niyet ederse Yarabbi ben sizin için bu şeyi yapacağım bu cami yapacağım bu Mekkeye gideceğim yahut hacca gideceğim böyle bir sevap niyet ederse yaparsa on yazdırır yapılmazsa bir yazdırır. Ama bir insan günaha niyet ederse ben filan adamı haşa öldüreceğim harekkette ediyor ama vuruşma olmuyor vuruşma olmazsa melekler yazmaz. Niyet ediyor ben filan adamı öldüreceğim filan adama zulm yapacağım filan adamı şöyle yapacağım harekette ediyor. Ama Allahu Teala yazdırmaz yaparsa da yazdırır yapmazsa yazdırmaz. Ama sevap olursa hemen niyet ederse yazdırır. Yaparsa on yazdırır yapmazsa bir yazdırır. Daima insanın kalbinde niyet olması şarttır. Yaparsa Allahu Teala sevabını verir yapmaza Allahu Teala onu mahrum etmez.Gavs k.s.a her sene hac niyeti yapıyoruz. Daima niyetimiz ;kalbimiz bu sene gelince ben hacca gideceğim. Eğer Allahu Teala bize nasib ederse onu Allahu Teala yazdırır sevap. Nasib de olmazsa gene hac sevabını alır. Daima o niyetle insan bir şey yazdırır. Sizin geldiğinize çok memnun kaldık. Allah razı olsun. Yalnız sizden ricamız şudur : daima Allah rızası için çalışalım Allah rızası için yola gidelim. Allah rızası için kalpten niyet edelim. Ki Allahu Teala bu iyi şeyleri bize nasib etsin. Yani Türkiye’nin her yerinden geldiniz Allahu Teala her kademden Allahu Teala on sevap size yazdırır. Sonra bu niyet Allah rızası içindir. İnşallah başka şeyler olmasın . Bunları silip atmak lazım yani Allahu Tealanın rızası için olmayanları kaldırıp atalım ya da hayır olsun. Yalnız çalışmanızı istiyoruz ki Peygamber Aleyhisselatu vesselamın keyfi gelsin.Peygamber ( s.a.v) beyaz yüzle onun huzuruna gidelim beyaz yüzle onun keyfini getirelim. Allahu Teala Peygamber (s.a.v) için çok şeyler vermiş sonra büyük Peygamberlerden biridir…Sonra Allah-u Teala çok büyük bir makam vermiş. Böyle insanlardan böyle peygamberlerden onun gibi Allahu Teala makam vermemiş. En büyük peygamberlerden birisidir. Onun için ümmeti de böyle sadık olsun . Sonra bu Tariki Nakşibendi çok büyük bir atılımdır. Müstakimdir.Sonra en sadık yolsa Eba Bekir-i Sıddık (r.a)dur. O sıdkıyla gidiyor. O sıdkıyla sadık olmak şarttır. Sadık olalım biz menfaat görelim Peygambe Aleyhissalatu Vesselamın….Allahu Teala bu Tarikati Müstakimden bizleri nasib etsin . Bu Tarikati Müstakim devam etsin ta kıyamete kadar. Bizi Aleyhisselatu Vesselamın şefaatinden ayırmasın. Bu Saadat-ı Nakşibendiye nin gölgesinden ayırmasın Peygamber Aleyhisselatu vesselamın yolundan ayırmasın. Saadatı Naksibendinin yolundan Tarikati Müstakimden ayırmasın. Allah yardımcınız olsun.İnşallah bizlerde sizlerde Peygamber (s.a.v) yolundan gidelim. Hepsi gaye odur onun için çalışalım hepsi onun için ileri götürelim zira biz çok büyük bir zarardayız.Kıyamet gününün en dehşetli en zahmet en tehlike zamanındayız. Bu tehlikeli zamanda çalışmak şarttır. Gündüz gece çalışacağız sonra çalışmak Allahu Teala çok seviyor Saadatlar da seviyor.Onun için dünya değil de ahiret için çalışacağız Allahu Tealanın keyfine gitmek için nazarlarını beraber olmak için Allahu Teala bu yolu bu tarikati insanımıza nasib etsin. Yetmiş milyonu nasib etsin. Allah yardımcınız olsun. Allah muhafaza etsin. İnşallah kıyamet günü birlik beraberlik içinde oluruz. Allah yardımcınız olsun….
Gavs’ın Dilinden İbn Hacer
Gavs Hz. (k.s.) hatme-i haceganı yaptırdıktan sonra gözlerini kapatıp biraz bekledikten sonra buyurdular;
“Sofiler size bir şey anlatacağım. Bu yol tertemizdir, bembeyazdır leke kabul etmez. Biz Şafii mezhebine göre amel ediyoruz. Bizim Şafii mezhebinin en büyük alimi İbni Hacerdir. O kadar büyük alimdir ki, o kadar büyüktür. O ilim öğrenirken çok çalışıyordu, çok gayret ediyordu amma anlamıyordu. Madem ki öğrenemiyorum, o zaman yaşlı anneme ve babama hizmet edeyim, onlara bakayım diye niyetlenip, bu niyetini Seydaya söylemek için yanına çıktı.Seydaya “Gurban ben çok çalışıyorum, çok gayret ediyorum amma bir türlü anlayamıyorum. İzin verirseniz bari gidip memleketteki yaşlı ve hasta olan anne ve babama hizmet edeyim.” dedi.
Seyda da O’na;
“Doğru sen çok çalıştın, çok gayret ettin. Biz de senin için gayret ettik çalıştık amma olmadı. Madem ki öyle gidebilirsin.” diye izin verdi.İbni Hacer yola çıktı. Bir süre yürüdükten sonra yoruldu. Yakında kayalık gölgelik bir yere dinlenmek için oturdu. Dinlenirken yukarıya baktı. Yukarıdan damlayan su damlalarının sert bir taş üstüne damlayarak o taşı deldiğini gördü. O büyük, acayip sert taştı. Bu su damlaları böyle sert bir taşı deldiğine göre ben de anlayabilirim diye düşündü ve tekrar Seydasının yanına dönüp başından geçenleri anlattı. Devam edip Şafii mezhebinin en büyük alimlerinden birisi oldu. Onun fetvası üzerine fetva veren de yoktur.
Bu su damlaları yumuşak ve kuvvetsizdir amma devamlıdır. Çok çalışmak ve çok gayret etmek lazım. Takvayla amel etmek sadık olmak lazım. Takvanın olduğu yerde fetvaya gerek yoktur.
Eskiden insanlar az amel ederek Allah a c.c. ulaşıyorlardı. Şimdi çok çalışmak, gayret etmek, devam etmek, sadık olmak lazım.
Resulullah a.s.v. “Dünya ve içindekiler melundur, lanetlenmiştir” dedi. Allah c.c. için niyetlenenler ve Allah c.c. çalışanlar hariçtir. Evinizde sabahleyin elbisenizi giyerken rızık kazanmak için değil Allah c.c. için niyetlenin: “Ya Rabbi! Biz, senin için, senin rızan için çıkıyoruz. Hane halkının rızkını üzerimize vacip kıldın. Bu vacibi yerine getirmek için çıkıyoruz. Sen rızka kefilsin. Rızkımızı vereceksin..”
(Haşa O’nun (cc) sözünde yalan olmaz.)
***
Zikir
Gavs-ı Sani hazretleri buyurdular ki:
Zikir çekmeyen sofi avamdır. Nakşi listesine sadece zikir çeken sofiler yazılır. Nefis neyf-u isbat ile müslüman olur. Sofiler bize dünya şikayeti ediyorlar. Ama bir sofi gelip zikir ile ilgili soru sormuyor. Dünya dertleri hep gafletten geliyor. Zikri sürekli çekin, günahlara meyletmeyin. Yoksa zikir uzar gider…
Ah Mine’l-Aşk!

Sufilerden biri anlatıyor:
Bir gün Gavs hazretlerine baktığımda içimde değişik bir hal ile merhamet duygularım kabardı ve ağlayıverdim. Dostlardan biri şöyle demişti:
“Bu sadatlara merhameti olmayanın kimlere merhameti olur ki? Bunca sorumluluk ve bunca yük.. Mübareğin bel ve diz ağrıları dayanılacak gibi değil. Doktorlar kesinlikle dizlerinin üzerine oturmamasını tavsiye ettiler ama o hep dizlerinin üzerine oturuyor. Bunca rahatsızlığına rağmen bu kadar yüke nasıl dayanıyor? Biz bir kaç gün dayanamıyoruz orada, dizlerimizin ağrısından duramıyoruz.”
O hal üzere iken dervişlerden biri geldi ve anlatmaya başladı:
“Sofi bilir misin bu mübarekler bu kadar sıkıntıya nasıl dayanırlar? Hiç düşündün mü?”
Dedim:
“Kurban, bilmem ki nasıl dayanırlar?”
Dedi ki:
“Sadatların bunca yüke ve sıkıntıya dayanmasının sebebi Allah’ı (cc) ve Rasulullah’ı (sas) çok sevmeleridir!..”
Nere Düştü?
Gavs-ı Sani hazretlerinin latifelerinden biri:
Hizmet sırasında ağır bir yük kaldırıp da göbek bölgesinden rahatsızlanan bir sufi yanında bir görevli ile beraber Gavs-ı Sani hazretlerinin huzuruna çıkar ve halini arz eder:
“Sultanım, göbeğim düştü.”
Mübarek döner ve tebessüm ederek sorar:
“Sofi, nere düştü?”
Sufinin yanındaki görevli mübareğin hadiseyi anlamadığını düşünerek göbek düşmesinin ne olduğunu izah etmeye çalışır. Mübarek görevliyi dinler ve yine tebessüm ederek sorar:
“İyi iyi de sofi, göbeğin nere düştü?”
***
Hizmetime Mani Olmayın
Bir Hac ziyareti sırasında Gavs-ı Sani hazretleri oturmuş rahleleri önlerinde olduğu halde Kur’an-ı Kerim okumaktalar. O esnada Kur’an okumak için gelen diğer hacı adaylarına da bir yandan kendi taraflarında olan rahlelerden bir bir veriyorlar ve aynı zamanda Kur’an okumaya devam ediyorlar.
Bu hali gören sufilerden biri mübarek sıkıntı çekmesin niyeti ile kendisine şöyle der:
“Kurban siz zahmet etmeyin. Rahleleri biz dağıtırız.”
Mübarek tebessüm ederek sufiye bakar ve şöyle buyurur:
“Neden benim hizmetime mani oluyorsunuz? Biz ümmet-i Muhammed’e -aleyhissalatü vesselam- Allah için hizmet ediyoruz. Haydi, siz de gidin kendinize bir hizmet bulun. Hizmetimize mani olmayın.”
***